uzun bir zaman oldu yazmayalı. araya cenazeler, mezuniyet, askerlik, düğünler, mevsimler girdi. ara sıra kısa kısa yazdıysam da, eski performanstan uzak olduğumu da kabul etmem lazım. zaten bu blogu da neden yazdığımı yıllardır anlamış değilim. arada sırada kişisel tarihime düştüğüm notlar, denemeler, zırvalamalar şeklinde bir durum var tabi. genel olarak internet modalarını, sosyal medya hedelerini fazla sevmem. facebook kullanmam. twitter ne işe yarar anlamam. google plus nedir allahaşkına? bir tek linkedin denen şeye kayıtlıyım o da işte bir nevi iş arama şeysi gibi. yıllardır gelip geçen internet modaları arasında en sevdiğim şey gene blog olayı galiba. yazılanları okumayı da, yazmayı da, yorumlamayı da seviyorum. fikri, bilgisi, düşünceleri olan herkesi takip etmeyi seviyorum. düşüncesi ne olursa olsun. tanıdık tanımadık. çok da önemli değil. eskiden tanıdığım insanların şu anda ne yaptıkları da zerre umrumda değil açıkcası. merak ettiğim insanı telefonla arar sorarım. ama blog olayı biraz daha farklı. yemek tarifinden tutun da, sinema eleştirisine, futbol tarihinden tutun da gezi tavsiyelerine kadar her türlü faydalı faydasız blogu yazan da okuyan da candır.
benim blog genelde fazla kişisel birtakım yazılar içerdiğinden belki yukarıda saydığım kategorilere girmez. zaten muhtemelen de buraya yazdıklarımı en çok okuyan da benim. kendim için yazdığımı zaten söylemiştim daha önce de. yazmak çok eskiden beri iyi geliyor bir şekilde.
özlü bir söz uydurup yazıyı sonlandırayım;
"hayat bazen carlos carvalhal gibidir. başınıza gelen çok kötü bir olayın ardından günü kurtarmak için çok da düşünmeden aldığınız bazı kararlar bazen çok iyi sonuçlar verebilir. "

0 yorum:
Post a Comment